« Önceki | Sonraki »

14.1.2008

NE UĞRUNA?

 

Ne uğruna?

Hani en zorda olduğumuz anda geliverir ya insanın aklına bu soru, galiba o anlardan birindeyim…

Yani bir şekilde zor, diğer yandan aslında kolay, kime neye göre zor ve kolay olduğu değişken elbet.

 

Evet, asıl olan soru, ne uğruna?

Bilmiyorum belki,  ya da biliyorum ama bir türlü konduramıyorum…

Bunca var olma çabası, bunca bilme, bunca anlama ne uğruna?

Bu denli çabalama, bu denli yaşama ne uğruna?

Bu kadar anlayış, bu kadar varoluş, bu kadar imkân ne uğruna?

 

Sonunda kocaman bir son beklerken, sonrasında yeniden bir yaşam edinirken, bir doğup bir ölürken, bir var olup bir kaybolurken…

Ne uğruna?

 

Bir şeyler söylenmeli, bir şeyler denmeli, neyin ne uğruna olduğu her anlamda değişmemeli, gelişmemeli artık, dipsiz yeniliklere açılmamalı, bir yerde durmalı ama yok; sanki imkânsız, durmuyor, duraklamıyor, sığlaşmıyor… Çok inatçı bu zaman çok, asla yorulmuyor, uslanmıyor, durulmuyor. İnsana benziyor sanki, kendinle yarışıyor, hep bir değişim içinde, bir önceki andan değişik, bir sonrakinden sessiz, özde ne denli aynı kalsa da, koşuyor, koşturuyor, salınıyor ve akıyor.

 

Sonuçta yine dönüp dolaşıp geldiğim yer aynı ve bu da ne uğruna?

Eğer sonuç yoksa veya hep sebepten yana değişiyorsa ve hiçbir şey aslında gerçek bile değilse, o halde bu yaşam ne uğruna?

Bir ses istiyorum, değişik bir ses, değişik bir cevap ve de sonunda bir nokta.

O nokta ki her şey ve herkes uğruna, o nokta ki öncesinde de sonrasında da sade ve sadece bir nokta.

 

Barış uğruna…

Sevgi uğruna…

Aşk uğruna…

Ve de aslında insan uğruna…

 

14.01.08

Carolina Isolabella Özgün

8.1.2008

NEDİR BİR

 

 

Kırık, devrik bir rakam

Süslü ve güçlü bir kavram

Ne bu yas, ne bu matem

Ortada firarsız bu denklem

 

İki dedin bir ettin

Bir edince bir daha ektin

Betimlemeden icat beğendin

Sırlara kefen giydirdin

 

İşte sana bir sıfır daha

Dön dolaş az daha

Belki döner bakarsın dağa

Ardından bir de bakarsın çağırır ova

 

Kırk, devrik bir hata

Eni sonu sonsuz bir şaka

O evren devren sana

İşte yine oldu nedir bir sana

 

08.01.08

Carolina Isolabella Özgün

 

7.1.2008

SONSUZ SONU

 

 

Tıkır tıkır ayak sesleri

İşte yine yankılanıyor kalbimde

Saat gibi işleyen devinim

Çağlıyor yine damarlarımda

 

Çok içli bir keman sesi

İşte yine çınlıyor işitimde

Koyu dipsiz derin sular

Yükseliyor yine gözlerimde

 

Ne zaman dinse bu ritim

Ne zaman bitse bu ahenk

Bir başka zaman yeniden başlıyor

 

Yok bu sonun sonu

Ne başlangıcı var ne sonu

Olsa olsa eni konu sonsuz sonu

 

06.12.07

Carolina Isolabella Özgün

1.1.2008

YİNE

 

 

Düşüncelerden kırıntılar arasam

Arasam, sarsam, sarılsam

Kelimelerden yine dizeler yazsam

Çağırsam, çağlasam, çağıldasam

 

Issız bir dinginlikte ayaklansam

Yürüsem, yüzsem, uçsam

Serilerden yine çeşit beğensem

Yaratsam, yaratılsam, salınsam 

 

01.01.08

Carolina Isolabella Özgün

29.11.2007

SUSAYAN SUSKUNLUKLAR

 

Ne de çabuk alışmış ellerim susmaya, düşüncelerim dağılmaya…

Oysa yazmak yabancılaşmazdı bana hiç, durulmazdı akan enerji, kesilmezdi diyeceklerim. Bir şeyler bir duygu ve tetikleme uyandırır, yazmaya gark ederdi, oysa şimdi bir umursamazlık, bir bıkkınlık, bir teslimiyet zuhur etmede. En asi yanım bile usulca bir bekleyişte, bekleyiş dediğim belki de yeniyi seçme yetisinde ve de onu geldiği gibi kabullenişte.

 

Utangaç şimdilerde fikirlerim, söylemekle susmak arasında cümlelerim, bir anda gelenle değişmede tam da demek istediklerim, sabit bir denklem yok ezberimde, değişken tüm çelişkiler beynimde…

 

Bu sebepten sessiz kalışlarım beklenene, istenene, talep edilene… Sanki bir yolculuk bu, tek yönde olan ve ben gidiş halindeyim tüm gün… Uzun ve uzun yollarda geçiyor ömrüm...  

 

Gördüklerim var, duyduklarım, hatta dokunup kokladıklarım, arada tattıklarım, beş duyumla harmanladıklarım ama hiç sahip olmadıklarım, hatta sahip olmayı reddettiklerim, sadece an be an yaşadıklarım ve kayıtlara aktardıklarım…

 

Her tip insan,  her tür olay, her yaşantı ve her bir yaşam damlası sanki tek bir şey için var. Var oldukça yok olan, yok oldukça  suskun kılan, sade bir iç çekişle duyumsanan ve sonrasında anla beraber ana katılan.

 

Bu cümle hali artık işaret parmağınla gösterilemeyen bir yön, yol ve seçim. Bu artık tümü bütünde tutan ve ne olursa olsun söylenmeden kalan, kaldırılan.  Coşku duydurtan ne olabilir ki sevgiden başka, mutluluk anını yaşatan hatta onu sonsuz kılan.

 

Belki de bu yüzden suskunlulara susuyorum çünkü orda bir kayboluştayım, orası korunaklı, sıcak ve derin bir yer…

Tüm anlamak istediklerimin anlatmak istediklerimle yoğrulduğu ve yine yeniden bir değişime götüren bir yer…

 

Suskun susuşlarım yerini avaz avaz suskunluklarıma bırakana dek buralardayım… sadece gözlemdeyim, arada belki bir ses bırakmadayım…

 

Birleşen Bütündedir...

 

29.11.07

Carolina Isolabella Özgün