
Ne çok musallat enerjiler, hayır kelimesine tutuklu zihinler, hedefe kilitli yürekler ve yapışkan davranışlar görebiliyoruz. Ne çok zorlayıcı, ısrarcı ve baskılayıcı insanlarla karşılaşabiliyoruz.
Peki bu takıntı haline dönüşmüş hedefleri taşıyan insanlar aslında neye hizmet ediyorlar? Gerçekte neyi arzuluyorlar? Neden bu kadar saplantılı olabiliyorlar? Bu denli ısrarcı olmak ve kendince hayaller kurup, anlamlar çıkarıp, olanın alenen anlaşılırlığının dışında, kendi zihinlerinin yarattığına inanmak istemek neye bağlı bir davranış biçimidir?
İnsan psikolojisi kişiden kişiye ne de çok farklılıklar gösterebiliyor. Çoğumuz hayatlarımızda paralel evreler geçiriyoruz, kimimiz sağlıklı davranış biçimlerini sergilerken, kimimiz takıntı haline dönüştürdükleri şeylerin esaretinde yaşayabiliyor. Bu kendi özellerine kalsa iyi, bir de buna sizi ortak etme çabasını yaşatırken olay epeyce ilginçleşiyor. Ne denli uzak kalmaya çalışsanız, mesafe koysanız, o denli ısrarcı, baskılayıcı ve sıkıntı verici şeylerle karşılaşabiliyorsunuz.
Bu durumlarda gözlemci olmak ve aslında olayın ne anlatmak istediğine odaklanmak en iyi yöntem olsa da, bu, ancak karşınızdakinin sizinle eşdeğer titreşime sahip olması halinde çözüme ulaşıyor. Diğer türde ise ciddi bir zorlayış oluyor.
Zaman süreçlerinde insan insanlığını tanıma derdine girmişken, onu aşağıya çeken duygular silsilesinde ne de çabuk kaybolabiliyor. Ne de çabuk bir başka varlık onu kendinden edebiliyor. Temelde sevgi ve ilgi bağımlılığı, birçok arayışlarla insanı kişilik bozukluklarına sürüklüyor ve daha kendini sevmeyi öğrenemeyeni başkalarına bağımlı kılıyor.
Peki bu denli tutunmak neden?
Bunca ısrar, hazımsızlık neden?
Bu kadar gözü karalılık, obsesyona dalış neden?
İstediğin ya da daha doğrusu takıntı yaptığın şeyi elde edince ne olacak?
O aziz ve ulu gururun ayaklanacak mı? Kendini çok mu değerli hissedeceksin?
Ey kadın, ey adam, ey insan, duygularının esiri isen hala kölesin.
Aşk diye konuştuğun ise sadece bir yanılsama, o sende ise tutunmazsın, sen onda isen ağlamazsın...
Sevgi diye anlattığın sensen anlamını yaşarsın, sevgi diye beklediğine tutsaksan sen esirsin...
Dostluk diye tutturduğun bir yakarışsa dostluktan uzaksın, gidene kal diyecek kadar acizsen gitmen gerektiğinde kalacak kadar da pişkinsin.
Zihninin oyunlarınla kuruntu, kurgu, varsayım yapıyorsan, dur da bir düşün, kaybettiğin ve boşa harcadığın zamanı düşün. Kıskançlıkla, entrika ile, kurnazlık ve dedektiflikle bir yere varamazsın, olsa olsa hastalanırsın. Şifaya acilen ihtiyaç duyarsın ve bunu sadece ve sadece sen kazanırsın. Önce kalbine dön bak, sev kendini, sar benliğini, senle zaman geçirmeyene sal derdini, unut harbini.
Ey güzel insan, sevgiye ve saygıya değer insan!...
Sen sen ol, bir ve kendin ol, kendinle mutlu ve yolunla aydınlık ol...
Zihninle değil, aklınla bir ol...
Obsede duygu ve arzularınla değil, evrenle ve hislerle gark ol...
Seni hayatına almayı bekleyen nice güzel anlarda, seni gerçekten sevecek olan ile daim ol...
21.04.2008
Carolina Isolabella Özgün